Ruh sağlığı yalnızca ruhsal hastalıkların yokluğu değil; Kişinin duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak dengede olması, yaşamla sağlıklı bir bag kurabilmesidir.
Bilimsel temelli, etik ve bütüncül yaklaşım.
Bireyin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış bilimsel terapi yöntemleri.
Düşünce, duygu ve davranış örüntülerini dönüştürmeyi hedefleyen, kanıta dayalı bir yaklaşımdır.
"Kabul" ve "Değişim" dengesine odaklanan, özellikle yoğun duygusal dalgalanmalar ve duygu düzenleme güçlüklerinde kullanılan yapılandırılmış bir tedavidir.
Ruhsal sorunları ilişkisel bağlamda ele alan, iletişimi güçlendirmeyi ve çatışma döngülerini kırmayı hedefleyen sistemik bir yaklaşımdır.
İlaçsız, beyin odaklı ve nöroplastisite temelli modern tedaviler.
Transkraniyal Manyetik Stimülasyon, manyetik alanlarla sinir hücrelerini uyararak özellikle dirençli depresyonda etkili olan güvenli bir yöntemdir.
Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı, düşük akımla beyin uyarılabilirliğini düzenleyen, nöroplastisiteyi destekleyen bir tekniktir.
Tanı ve tedavi sürecini destekleyen bilimsel değerlendirme araçları.
Ruh sağlığı, psikoterapi ve nörobilim üzerine yazılar.
Depresyonda bireyin iç dünyasında belirgin bir daralma meydana gelir. Hayat eskisi kadar anlamlı, ilgi çekici ya da ulaşılabilir görünmez. En temel psikolojik özelliklerden biri anhedoni, yani haz alma kapasitesinde belirgin azalmadır. Daha önce keyif veren aktiviteler artık anlamsız, yorucu ya da “boş” hissedilir
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), kişinin istemi dışında zihnine gelen, rahatsız edici ve tekrarlayıcı düşünceler (obsesyonlar) ile bu düşüncelerin yarattığı yoğun kaygıyı azaltmak amacıyla yapılan zihinsel ya da davranışsal eylemlerle (kompulsiyonlar) karakterize kronik bir psikopatolojik süreçtir. OKB, kişinin kişiliğiyle, titizliğiyle ya da kontrolcü olmasıyla ilgili değildir; beynin tehdit algılama ve kontrol sistemlerinin aşırı ve yanlış çalışmasıyla ilişkilidir.
Kaygı, insanı tehlikelerden korumak üzere evrimsel olarak gelişmiş temel bir duygudur. Ancak kaygı sistemi sürekli aktif hâle geldiğinde, tehdit algısı gerçekçi sınırlarını kaybeder ve bireyin yaşamını kısıtlayan psikopatolojik bir sürece dönüşür. Kaygı bozuklukları, tehlike yokken bile beynin “varmış gibi” tepki vermesiyle karakterizedir.